🕐 --:--
-- --
عاجل
⚡ عاجل: كريستيانو رونالدو يُتوّج كأفضل لاعب كرة قدم في العالم ⚡ أخبار عاجلة تتابعونها لحظة بلحظة على خبر ⚡ تابعوا آخر المستجدات والأحداث من حول العالم
⌘K
AI مباشر
402827 مقال 248 مصدر نشط 79 قناة مباشرة 3384 خبر اليوم
آخر تحديث: منذ 0 ثانية

Trump’ın Pekin seferi: Tayvan düğümü

العالم
Yeni Şafak
2026/05/22 - 03:30 504 مشاهدة

Abdulkadir Aksöz - Doktorant, İstanbul Medeniyet Üniversitesi


Uluslararası ilişkiler disiplininin temel açmazlarından biri yerleşik bir hegemonik gücün statükoyu değiştirmeye namzet yükselen bir güçle karşı karşıya geldiğinde sergileyeceği tutumun ne olacağıdır. A.F.K. Organski’nin uluslararası ilişkiler literatürüne kazandırdığı “Güç Geçişi Teorisi” (Power Transition Theory), tam da bu türbülanslı evreleri açıklamak hususunda emsalsiz bir analitik çerçeve sunmaktadır. Teoriye göre küresel hiyerarşinin zirvesindeki devlet ile hızla sanayileşen ve kapasitesini artıran revizyonist aktör arasındaki güç makası kapandıkça sistemik bir çatışma ihtimali geometrik bir biçimde artar. Donald Trump’ın 2026 konjonktüründe gerçekleştirdiği Pekin ziyareti, böylesi bir teorik zeminin ete kemiğe büründüğü, dünyanın yeni güç muvazenesinin test edildiği tarihsel bir kırılma noktası olarak tebarüz etmektedir.

MASANIN EN ÇETREFİLLİ BAŞLIĞI

Söz konusu temasları sıradan bir diplomatik ziyaretin ötesine taşıyan yegâne unsur, şüphesiz ki masadaki en çetrefilli başlık olan Tayvan meselesidir. Meseleyi layıkıyla mütalaa edebilmek için tarihin tozlu raflarını karıştırmak lazım. Komünistler ile milliyetçiler arasında 1949 yılındaki iç savaşın ardından şekillenen ayrılık Soğuk Savaş’ın en katı yıllarında aşılmaz bir duvara dönüşmüştü. Tayvan adasının milliyetçi hükümeti Birleşmiş Milletler nezdinde ana kara dahil Çin’in tek meşru temsilcisi görülüyordu. Ne var ki, 1972 yılında ABD Başkanı Nixon ve Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın Sovyetler Birliği’ni çevrelemek maksadıyla gerçekleştirdiği o meşhur Çin açılımı ve akabinde imzalanan Şanghay Bildirisi, Washington’ın “Tek Çin” prensibini zımnen kabul etmesiyle yeni bir statüko yaratmıştı. O günden bu yana Amerikan dış politikası, Tayvan’ın statüsü konusunda “stratejik muğlaklık” adı verilen, ne Pekin’i tam anlamıyla karşısına alan ne de Taipei’yi bütünüyle yalnız bırakan son derece ince bir ip üzerinde yürümeyi tercih etmiştir.

TEKNOLOJİK HEGEMONYANIN ANAHTARI

Hal böyleyken Trump’ın pragmatist benmerkezci dış politika anlayışının bu kadim düğümü nasıl çözeceği yahut daha da kördüğüm mü edeceği büyük bir merak konusudur. Trump yönetimi, meselelere geleneksel Amerikan müesses nizamının ideolojik ve normatif lenslerinden ziyade kar-zarar hesaplarına dayalı bir «Önce Amerika” vizyonuyla yaklaşmaktadır. Mamafih Pekin açısından Tayvan meselesi, müzakere edilebilir bir ticaret başlığı veya gümrük tarifelerine kurban edilecek bir teferruat değil; doğrudan doğruya Çin’in ulusal onuru, toprak bütünlüğü ve “yüzyıllık aşağılanma» travmasının nihai olarak silinmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Çin Komünist Partisi’nin ontolojik meşruiyetini, üzerine inşa ettiği bu kırmızı çizgi, Trump’ın tüccar diplomasisinin sınırlarının test edileceği en sert kayalık olarak karşımızda durmaktadır.

Jeopolitik ve jeoekonomik dinamikler zaviyesinden bakıldığında ise Tayvan, Asya-Pasifik mimarisinin kilit taşı hüviyetini taşımaktadır. Soğuk Savaş döneminde John Foster Dulles tarafından kavramsallaştırılan First Island Chain yani “Birinci Ada Zinciri”nin tam merkezinde yer alan ada, Çin donanmasının Pasifik okyanusuna engelsiz bir biçimde açılabilmesinin önündeki en büyük coğrafi settir. Diğer bir deyişle, Pekin’in küresel bir deniz gücüne dönüşmesi ancak ve ancak Tayvan’ın anakaraya entegrasyonuyla mümkün mertebe fizibilite kazanacaktır. Buna ilaveten küresel mikroçip üretiminin mutlak çoğunluğunu elinde bulunduran adanın teknolojik kapasitesi, 21. yüzyılın dijital altyapısını ve savunma sanayisini kontrol etme mücadelesinin en kritik ganimeti konumundadır. Bu veçhile Tayvan geleceğin teknolojik hegemonyasının anahtarıdır.

FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK

Öte yandan Güç Geçişi Teorisi’nin bizlere fısıldadığı o sarsıcı gerçeklik Trump’ın Pekin temasları sırasında kurduğu şahsi diyaloğun yapısal çatışma dinamiklerini ortadan kaldırmaya yetmeyeceğidir. Zira sorun liderlerin mizacından bağımsız olarak iki devasa kapasitenin aynı hegemonik alanı paylaşamama krizinden neşet etmektedir. Washington, yükselen rakibinin kendi kurduğu uluslararası nizamı kendi aleyhine revize etmesine müsaade edemezken; Pekin ise sahip olduğu iktisadi ve askeri kudretin, dar bir coğrafyaya hapsedilmesini kabullenmemektedir. Hasılı Trump’ın bu stratejik seferi, taraflar arasında geçici bir taktiksel yakınlaşma yahut ticari bir uzlaşı doğurabilecek olsa da, ufukta beliren fırtınanın yapısal temellerini sarsmaktan uzaktır.

DÜĞÜM NASIL ÇÖZÜLECEK?

Nihayetinde Güç Geçişi Teorisi’nin işaret ettiği yapısal gerçeklik ekseninde sistemik bir sarsıntıyı önlemenin yegâne yolu tarafların güç makasındaki daralmayı ideolojik bir taassupla değil, jeopolitik bir denge arayışıyla yönetebilme kapasitesinden geçmektedir. Türkiye gibi yükselen orta büyüklükteki güçler açısından ise bu tablo, büyük güç rekabetinin yarattığı çatlaklarda kaybolmadan rasyonel bir denge politikası yürütmenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Tam da bu noktada, Henry Kissinger’ın yarım asır evvel Soğuk Savaş’ın seyrini değiştiren o ustaca Çin açılımında merkeze koyduğu “güçler dengesi ve asgari müşterekte nizam” tasavvurunun günümüzün karar alma mekanizmalarında ne denli büyük bir eksiklik olduğu bütün çıplaklığıyla ortadadır. Sonuçta Washington ve Pekin hattındaki bu stratejik düğümün, Kissingervari derinlikli bir reelpolitik diplomasi ile mi yoksa Thucydides’in o meşum çatışma tuzağıyla mı nihayete ereceğini izleyip göreceğiz.

مشاركة:

مقالات ذات صلة

AI
يا هلا! اسألني أي شي 🎤