... | 🕐 --:--
-- -- --
عاجل
⚡ عاجل: كريستيانو رونالدو يُتوّج كأفضل لاعب كرة قدم في العالم ⚡ أخبار عاجلة تتابعونها لحظة بلحظة على خبر ⚡ تابعوا آخر المستجدات والأحداث من حول العالم
⌘K
AI مباشر
121261 مقال 232 مصدر نشط 38 قناة مباشرة 9529 خبر اليوم
آخر تحديث: منذ ثانية

Sniper tepelerinden mahkeme salonlarına: Saraybosna Kuşatması'nın yargı yolculuğu

العالم
Yeni Şafak
2026/04/07 - 04:00 501 مشاهدة

Şeyda Sultan Demirtaş - Araştırmacı, Balkan Çalışmaları


Geçtiğimiz aylarda kamuoyuna yansıyan ve Bosna Savaşı sırasında “eğlence için” Saraybosna’ya keskin nişancılık yapmaya giden İtalyanlar olduğu iddiası üzerine Milano Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma, Saraybosna Kuşatması sırasında bazı yabancı sivillerin şehre gelerek sivilleri hedef aldığı iddiasını yeniden gündeme taşıdı.

İddialar ilk olarak 2000’li yıllarda ICTY’de görülen davalardaki tanık ifadelerinde kendine yer edinmişti. Mahkeme kararlarının merkezinde kanıtlanmış bir olgu olmamasına rağmen bu durum kamuoyunun dikkatini çekmeyi başarmıştı. Özellikle o dönem basında “İnsan Safarisi”, “İnsan Avı”, “Saraybosna Safarisi” olarak da adlandırılan bu fiiller, tarihsel bir trajedinin çok ötesinde uluslararası ceza hukuku bakımından da çok önemli bir mesele olarak karşımıza çıkıyor şimdilerde. Çünkü söz konusu eylemlerin hukuki niteliğinin tartışmalı olduğu şüpheye yer bırakmayan bir gerçek olarak karşımıza çıkarken bu fiillerin uluslararası ceza hukuku bakımından gündeme getirdiği sorular da kayda değerdir.

“AYIRT ETME” İLKESİNİN İHLALİ

Özellikle İtalya’nın, kendi vatandaşları hakkında çatışma bölgesinde işlenen fiiller nedeniyle soruşturma başlatması, suçun niteliği ve yargı yetkisi bakımından çok katmanlı bir hukuki değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Saraybosna Kuşatması, uluslararası insancıl hukuk açısından silahlı çatışma niteliği taşıyan bir bağlamda gerçekleşmiştir. Bu çerçevede sivillerin kasten hedef alınması uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinden biri olan “ayırt etme” ilkesinin yani çatışmada sivil nesneler ile askeri nesnelerin, sivil kişiler ile askeri kişilerin birbirinden ayrı tutulması ve tarafların da operasyonlarını doğrudan askeri hedeflere yönetmesi temel prensibinin açık bir ihlalini oluşturmuştur.

1864 tarihli ilk Cenevre Sözleşmesinde net olmayan bu ayrımın 1977 tarihli Ek Protokol’de açık ve bağlayıcı biçimde düzenlenmiş olması, silahlı çatışma hukukunun salt yaralıların korunmasına odaklanan insancıl yaklaşımından, çatışmanın yürütülüşünü sınırlandıran normatif bir yapıya evrildiğini göstermektedir. Bu dönüşümle birlikte taraflar artık yalnızca savaş dışı kalanları korumakla değil, saldırılarını yöneltirken siviller ile askerî hedefleri her durumda ayırt etmekle yükümlü kılınmış; böylece sivillere yönelik kasıtlı saldırılar hukuken münferit ihlal olmaktan çıkıp doğrudan uluslararası suç niteliği kazanmıştır.

FAİL ASKER OLMASA DA SAVAŞ SUÇU SAYILACAK

Bu çerçevede sivillerin bilinçli biçimde hedef alındığı hatta faillerin turistik bir geziye katılmışçasına çatışma bölgesine gelip burada sivil nüfusu bilinçli bir şekilde hedef aldığı bir olayda faillerin resmi asker olup olmaması onun bir savaş suçlusu olduğu gerçeğini değiştirir mi? Uluslararası ceza hukuku burada şu soruyu sorar: Sivilleri bilinçli olarak hedef alan bu bireylerin eylemleri ile silahlı çatışma arasında gerekli bağlantı var mıdır? Şayet bu sorunun cevabı evet ise fail resmi asker olmasa bile savaş suçu sorumluluğu doğacaktır. Cevap hayırsa o zaman kişinin savaş suçundan hüküm giymesi beklenemeyecektir.

Bununla birlikte bu konuyu yalnızca bu bağlamla sınırlamak doğru olmaz. Çünkü eğer söz konusu fiiller, kuşatma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilirse başka hukuki sonuçları doğuracaktır. Söz konusu fiillerin kamuoyunda korku yaratmaya yönelik gerçekleştirilmesi ve sivillerin de bu bağlamda yaygın veya sistematik bir şekilde öldürülmesi insanlığa karşı suç tartışmasını gündeme getirecektir. Bu da, uluslararası ceza hukuku bağlamında sorumluluğun kapsamını ve savaş suçları ile ayrımını yeniden değerlendirmeyi gerekli kılacaktır. Bu bağlamda uluslararası ceza hukukunda belirleyici olan, eylemin tekil bir şiddet fiili olmasından ziyade, sivil nüfusa yönelen geniş ölçekli veya organize bir saldırının parçası olup olmadığıdır.

DELİL MESELESİ

Saraybosna Kuşatması sırasında sivillere yönelik kesintisiz ve hedefli saldırılar, daha önce uluslararası yargı mercilerince “terör kampanyası” olarak nitelendirilmiş ve savaş döneminde de “Sniper Alley” söylemi ile dünya basınında yazılı kaynaklarda kendine yer edinmiştir. Bu koşullar altında bireysel eylemlerin, daha geniş bir korku stratejisine hizmet edip etmediği sonucuna ulaşmak pek de zor olmayacaktır.

Ancak yine de belirtmek gerekir ki gerek savaş suçları bağlamında olsun gerek insanlığa karşı suç bağlamında olsun bu davalarda asıl güçlük oluşturan şey delil meselesidir.

Olayların üzerinden uzun yıllar geçmesi sebebiyle belki de söz konusu tanıkların tekrar dinlenememesi, dinlense bile tanığın hafızasının silikleşmiş olma ihtimali ya da travmatik hatırlama bozulmalarının olma ihtimali tanık beyanlarının güvenilirliğine zarar vermektedir. Ayrıca uluslararası mahkeme tutanaklarının ulusal bir mahkemede delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı yahut nasıl kullanılacağı da tartışma konusu olup azami derecede önem taşımaktadır.

Özetle ifade etmek gerekir ki; İtalya’nın açtığı dava ile yeniden gündemimize giren bu olaylar yalnızca Saraybosna Kuşatması'na ait trajik bir hatırayı bize sunmuyor, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun sınırlarını ve ulusal mahkemelerin küresel adalet içindeki yerini de hepimizin nezdinde bir kere daha tartışmaya açıyor.


Cem Özdemir: Bir entegrasyon başarısı mı yoksa bir kimlik kopuşu mu?

Yuvamızın mutluluğu için sosyal medya hesabını kapatır mısın?

Arz-ı Mev’ud inancının psikolojik çözümlemesi

مشاركة:

مقالات ذات صلة

AI
يا هلا! اسألني أي شي 🎤