... | 🕐 --:--
-- -- --
عاجل
⚡ عاجل: كريستيانو رونالدو يُتوّج كأفضل لاعب كرة قدم في العالم ⚡ أخبار عاجلة تتابعونها لحظة بلحظة على خبر ⚡ تابعوا آخر المستجدات والأحداث من حول العالم
⌘K
AI مباشر
306124 مقال 217 مصدر نشط 38 قناة مباشرة 5870 خبر اليوم
آخر تحديث: منذ 0 ثانية

'İş Dünyası Okuyor’ etkinliğinde öğrenciler sordu Murat Ülker yanıtladı: Okumak mı dediniz herkes koşuşturuyor kim düşünüyor ki

العالم
Yeni Şafak
2026/05/03 - 10:09 503 مشاهدة

İstanbul’da düzenlenen “İş Dünyası Okuyor” etkinliği, iş dünyası ile gençleri bir araya getirdi.

Murat Ülker, 'Okumak mı dediniz, herkes koşuşturuyor, kim düşünüyor ki…' başlıklı yazısı ile detayları aktardı.

Murat Ülker'in yazısı şu şekilde;

İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Ticaret Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “İş Dünyası Okuyor” etkinliğinin üçüncüsünde, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sâdâbâd Kampüsü’nde öğrencilerle ve katılımcılarla bir araya gelmek benim için çok kıymetliydi.

Okumanın sadece bireysel bir alışkanlık değil, aynı zamanda toplumsal gelişimin ve sağlıklı karar almanın temel taşlarından biri olduğuna inanıyorum. Bugünü doğru okuyanlarınsa, geleceği daha sağlam inşa edeceğini de her fırsatta vurguluyorum.

Söyleşi sırasında pek çok değerli soru geldi. Zamanın yetmediği noktada gelen soruların hepsini, etkinlikte yöneltilen ve orada detaylıca ele almak fırsatı bulamadıklarım da dahil yanıtlayarak blogumda paylaşıyorum.

Bu güzel organizasyon için İstanbul Ticaret Odası’na ve İstanbul Ticaret Üniversitesi’ne, dr. Erhan Erken’e, prof.dr. Necip Şimşek’e, Şekip Avdagiç’e, dr. İsrafil Kuralay’a ve Erdal Cesar’a teşekkür ederim. Katılım gösteren, dinleyen, soru soran tüm öğrencilere ve misafirlere de ayrıca teşekkür ederim.

Okumaya, düşünmeye ve birlikte geliştirmeye devam.

https://www.youtube.com/embed/y6y3u_7pERU?si=d0KnwjkQXz8W13eR

Sorularınıza cevaplarım:

İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Ticaret Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “İş Dünyası Okuyor” etkinliğinin üçüncüsünde, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sâdâbâd Kampüsü’nde öğrencilerle ve katılımcılarla bir araya gelmek benim için bir fırsat oldu. Katılanların ve bilhassa öğrencilerin her konuda sordukları sualleri aşağıda sizin için cevapladım. Ama biliniz ki mükerrer veya cevabı konuşmamda olan soruları burada tekrardan imtina ettim.

1-Murat Bey merhabalar. Gelişen teknolojiler ve yapay zekadan sonra sizce Türkiye’den bir yatırımcı olarak dünyanın neresinde ve hangi sektörde bir yatırımın faydalı olacağını düşünüyorsunuz? Spesifik olarak hukuk mesleğinin uluslararası iş dünyasındaki konumu nedir? Nasıl değerlendirilebilir?

Teknoloji ve yapay zeka dünyayı yeniden şekillendiriyor ama bu sadece bir sektör meselesi değil. Daha total bir dönüşüm. Artık hangi sektör sorusundan çok, hangi problem çözülüyor, sorusu daha önemli.

Ben yatırım tarafında şuna bakarım; gerçek bir ihtiyacı çözüyor mu? Sürdürülebilir mi? Ölçeklenebilir mi? Coğrafya olarak da dünya artık çok daha entegre. Türkiye’den çıkıp global iş yapmak mümkün ama yerelden kopmadan.

Yapay zeka tarafında özellikle veriyi doğru kullanan, verimlilik sağlayan ve hayatı kolaylaştıran işler öne çıkacak.

Hukuk meselesine gelirsek benim uzmanlık alanım değil ama işlerimizin bir parçası tabii. O alan da diğer her şey gibi ciddi bir dönüşüm içerisinde. Eskiden sanki daha statik bir alandı, şimdi ise teknolojik gelişmelerle çok daha dinamik bir hale geliyor. Uluslararası iş dünyasında hukukun rolü çok kritik. Güvenin temelini oluşturuyor. Ama burada farkı yaratacak olanlar; sadece mevzuatı bilen değil, işi anlayan, teknolojiyi anlayan hukukçular. Yani disiplinler arası bakış açısı geliştirmek burada da önemli. Özetle; gelecek belli bir sektörün değil, değişimi anlayan, adapte olan ve değer üretmeyi başaranların olacak. Bu da aslında ezelden beri geçerli bir kuraldır.

2-Babanız Sabri Ülker’in çizmiş olduğu iş dünyası yolunda devam mı ettiniz; değiştirdiğiniz şeyler oldu mu?

Sabri Bey’in çizdiği yol bizim için her zaman çok kıymetli bir temel oldu. Ama birebir aynı şekilde devam etmek tabii ki mümkün değil. Çünkü dünya değişiyor, iş yapış biçimleri değişiyor.

Babamdan aldığım en değerli şey değerlerdi; çalışkanlık, dürüstlük, kalite anlayışı. Bunlar değişmez. Ama işin yapılış şekli değişmek, zamana uyum sağlamak zorunda. Biz de bunu yaptık. Daha global bir yapı kurduk, farklı pazarlara açıldık, organizasyonu ve yönetim anlayışını dönüştürdük.

Hep söylediğimiz “mutlu et mutlu ol” bir slogan değil, bir bakış açısı. Sabri Bey’in “Her insanın mutlu bir çocukluk geçirme hakkı vardır.” diye bir sözü var. Biz de işimizin özüne mutluluğu koyduk, küçük mutluluklar üretiyoruz. Sadece ürün satmıyoruz, bir duygu veriyoruz. Çok şükür bunu 5 kıtada yapıyoruz artık.

Yani özü koruduk, yöntemi güncelledik. Ben buna şöyle bakıyorum; kökler sağlam olacak ama dallar büyümeye devam edecek.

3-İkinci nesile başarılı olarak geçmiş bir işletme olarak üçüncü nesile geçiş aşamasında bulunuyorsunuz. İkinci nesil olarak aile işletmesi geleneğinden nasıl kurumsal şirketler sistemine adapte oldunuz? İşletmelerin nesilden nesile aktarımı zor iken siz bu başarıyı nasıl sağladınız? Tavsiyeleriniz nelerdir? Bununla ilgili hangi önlemleri aldınız?

Nesilden nesile geçişin en önemli iki noktası; liyakat ve kurumsallaşma.

İşi sadece aile bağıyla yönetmeye kalkarsanız, bir yerde tıkanırsınız. Ama liyakati esas alırsanız, işi gerçekten bilen insanlar öne çıkar ve yapı güçlenir.

Benim tercihim daima alanında benden daha iyi insanlarla çalışmaktır.

Kurumsallaşma da bunun tamamlayıcısı. Sistemleri kurmazsanız, her şey kişilere bağlı kalır. Oysa sürdürülebilir olan, kişilere değil, kurallara ve kültüre bağlı bir yapıdır.

Bu süreçte şuna dikkat ettik; doğru insanlara alan açmak, sorumluluk vermek ve o sistemi çalışır hale getirmek. Mesela bizde hiçbir aile üyesi bizde çalışmak zorunda değildir. Ama çalışmak isterse önce dışarıda deneyim kazanması şartı vardır. Ben de aynı şekilde önce yurt dışında çalışıp sonra kendi şirketimize dönmüştüm. Bir de aile üyeleri çalışmasa da hissedar olmayı öğrenmeli.

Yani aile değerlerini hep koruduk ama işi profesyonelce yönettik. Çünkü mesele sadece bugünü yönetmek değil. O yapıyı gelecek nesillere sağlıklı şekilde aktarabilmek.

4-Bir kitabı bir cümle ile özetleyebilmemiz mümkün olabilir. Sizlerin öğrencilere kariyerlerini geliştirebilmek adına 1 cümlenizi, tavsiyenizi alabilir miyiz?

Kitabı tek bir cümle ile özetleyemem belki ama gençlere önerim; merak edin, çok çalışın ve sabırlı olun. Yani azim ve sebat. Gerisi bir şekilde gelir.

5-Üniversite çağından ticarete atılmak isteyenlere tavsiye ve önerileriniz nedir?

Üniversite çağında ticarete atılmak isteyenlere şunu söylerim: Erken başlamak iyidir ama acele etmek doğru değildir. Önce işi öğrenmek lazım. Sadece teoriyi değil, sahayı… İnsanları, müşteriyi, ürünü anlamadan yapılan iş kalıcı olmaz. Bir de küçük başlayın. Herkes büyük iş peşinde ama esas olan sürdürülebilir olanı kurmak.

Hata yapmaktan korkmayın. Ama aynı hatayı iki kere yapmamaya çalışın. Hata demişken tabii kader affetmez, her hatanın mutlaka karşılığı vardır; bari cezası hatadan öğrendiğinizi karşılasın. Bir de şunu özellikle söyleyeyim: Tek başınıza her şeyi bilemezsiniz. Doğru insanlarla çalışmayı ve onlardan tecrübeyi devşirmeyi öğrenin. Ve son olarak sabır yani şartlara karşı koyup hedefinizde direnmek gerek! Bugün herkes hızlı büyümek istiyor ama gerçek iş, zamanla oturur. Azim ve sebat olmadan bu iş olmaz.

6-Bize verebileceğiniz en önemli hayat tavsiyesi nedir?

Tek bir tavsiye vermek zor; çalışın, merak edin ve sabırlı olun. Bugün herkes hızlı sonuç istiyor. Ama gerçek başarı zaman ister. Bir de şunu söyleyeyim: Kendinizi tek bir alana hapsetmeyin. Farklı şeyler öğrenin, farklı insanlarla konuşun. Çünkü dünya artık tek boyutlu değil, çok boyutlu. Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı, derler, bunlar aslında tuzak sorular. Doğrusu hem okuyacaksınız hem gezeceksiniz. Çünkü biri size bilgi verir, diğeri o bilginin hayattaki karşılığını gösterir. Babamın bana bir tavsiyesi vardı, iyi arkadaş edin diye, ben de şunu ekliyorum, yerine göre arkadaş edinmek, o arkadaşlarla gezmek, görmek, konuşmak, çünkü asıl öğrenim o şekilde oluyor. Bir de mutlaka bir hobiniz olsun. İnsan sadece işle beslenmez. Ve unutmayın: Başarı dışarıdan ani görünür, ama aslında uzun bir birikimin sonucudur.

7-İş konusunda yediğiniz bir kazığı anlatabilir misiniz?

Açıkçası kazık diye bakmam o işlere. Hepsi birer tecrübe. Ve ben bir adım atarken risk hesaplaması hep yaparım. Bir işe girerken bile ya bu iş tamamen batarsa bana ne kalır diye düşünürüm.

Bir de ben keşkelere de çok inanmam. Çünkü geriye dönüp değiştiremeyeceğiniz şeylere takılmanın bir faydası yok. Tabii ki hatalar yaptık. Yanlış insanlar seçtiğimiz oldu, yanlış kararlar aldığımız oldu.

Ama şunu bilmek lazım, hata kaçınılmaz, önemli olan ondan ne öğrendiğiniz. Bir de şu var. İş hayatında güven çok kıymetli ama kör güven doğru değil. Kontrol mekanizması kurmak gerekiyor. Ben hep şuna bakarım: Aynı hatayı ikinci kez yapıyor muyum? Eğer yapmıyorsam o kazık aslında bir maliyet değil. Bir yatırım. Öğreniminiz karşılıyor mu hatanın maliyetini, o halde o kazık sizi daha dikkatli, daha sağlam yapar.

8-İki dünya markası sahibi olan nadir iş insanı olarak gelecek iş insanlarına ne öneriyorsunuz?

Sabri Bey bize hep şöyle derdi: Oğlum, 3’üncü ya da 4’üncüyü kimse hatırlamaz. Ya 1’inci ya da 2’nci olun. Biz de buradan yola çıkarak kendimize bir çerçeve koyduk: GOAL 2,1. Yani her işe girmeyeceksiniz, ama girdiğiniz işte ya lider olacaksınız ya da güçlü bir ikinci. Bunun bir de çalışma disiplini tarafı var. G: GOYA, yani sahaya ineceksiniz, işi yerinde göreceksiniz. 0, sıfır hata, yani işi baştan doğru yapmak. “Yapayım, sonra düzeltirim” değil, en baştan doğru yapmaya odaklanmak ve ölçerek yapmak. Çünkü ölçmeden yönetemezsiniz ister üretimde ister satışta, verimlilik, kalite, teşhir gibi A: Aynı amaca yönelmek. L: Lider olmak.

Hepsinde mükemmele yaklaşmaya çalışıyoruz. Bir de işin global ve lokal dengesi var. Bizim işimiz lezzet, ama lezzet evrensel değil, çok yerel. Aynı ürün her yerde aynı etkiyi yaratmaz. O yüzden bulunduğunuz pazarı anlamanız gerekir. Türkiye’de fındık satar, Çin’de yeşil çay, başka bir yerde bambaşka bir tat yani global olacaksanız, yereli anlayacaksınız.

Bu bizim yolculuğumuz, ama gelecek iş insanlarına özetle şunu söyleyebilirim; odaklanın, ölçün, sahaya inin ve girdiğiniz işte gerçekten iddialı olun.

9-Sayın Ülker, ilk öncelikle Üniversitemize hoş geldiniz. Koyu Fenerbahçeli olduğunuzu biliyoruz. Geçmişte hiç başkanlık düşündünüz mü? Gelecekte düşünüyor musunuz?

Açıkçası böyle bir düşüncem yok. Her işi o işin uzmanının yapması gerektiğine inanıyorum. Sporu severim, Fenerbahçe’yi de yakından takip ederim ama yöneticilik ciddi bir sorumluluktur ve çok fazla zaman ister. Bizim sporla bağımız hep vardı. 1993’te kurduğumuz Ülkerspor basketbol takımıyla önemli başarılar elde ettik. 2006’da Fenerbahçe ile birleşerek bu katkıyı daha güçlü bir yapıya taşıdık. Ama ben şuna inanıyorum: Bu tür görevleri, bu işe odaklanabilecek, enerjisini ve zamanını verebilecek, işin uzmanı kişiler yapmalı. Herkes en iyi bildiği işi yaparsa, sonuç da daha iyi olur.

https://www.youtube.com/embed/5SCiwrERvUs?si=Tl8aPC9lbHmizHzb

10-Ülker Çikolatalı Gofret sevmeyen gerçekten var mı?

İstatiksel olarak imkansız diye bir şey yok ama Ülker Çikolatalı Gofret sevmeyen de yok bence 😊 Yani imkansız değil, ama pek mümkün de değil.

11-Türkiye’deki Gıda Güvenliğinin Avrupa standartlarında olduğunu düşünüyor musunuz?

Türkiye’de gıda güvenliğinin Avrupa standartlarında olduğunu biliyorum. Zaten Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde değişiklikler yapılarak bugüne geldi. Bu konu hiçbir ülke için sadece bir tercih değildir; bilakis üst seviyede uyulması gereken bir zorunluluk; çok sıkı regülasyonlar ve denetimler söz konusu. Türkiye’de de hem kamu tarafında hem özel sektörde bu konuda ciddi bir bilinç ve sistem var, artık sadece firmaların değil kamuoyunun da bu konuda müspet bir baskısı var. Hatta şunu söyleyebilirim, trans yağ konusunda olduğu gibi bazı alanlarda Avrupa’daki uygulamalardan ileri, şirketlerin gönüllü olarak üstlendikleri regülasyonlar var.

12-Gelişen ve değişen dünya düzeni içerisinde yenilenmeyen kaynakların üzerinde yapılan yatırımlarınız sizi hiç endişelendiriyor mu?

Ben endişeye değil süreci doğru okumaya ve önlem almaya önem veririm. Yani endişelendirmiyor ama düşündürüyor. Dünyadaki değişimi doğru okumak mühim.

Kaynaklar sınırlı ve ihtiyaçlar artıyor, sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluktur. Biz yatırımlarımızı ve iş yapış şekillerimizi buna göre şekillendiriyoruz ve uluslararası platformlarda ödüllendirilerek takdir ediliyoruz.

İnsan yeryüzünde bir emanetçi. Yani sahip değiliz, sorumluyuz. Sadece bugünü değil, yarını da düşünmek gerekiyor. Hem akılla hem vicdanla hareket etmek gerekiyor. Zaten doğru olanı yaptığınızda hem işinizi koruyorsunuz hem de geleceği. Bizim modelimizin adı: İsrafsız Şirket!

13-Babanızın Mazda 626’sını hatırlıyor musunuz?

Babamın böyle bir arabası yoktu ki. O amcamındı.

14-İtiraflarım tarzında bir kitabınız, yazınız var mı?

Hayır, çünkü keşke diye bir düşüncem olmaz. Peygamberimizin bir sözünü okumuştum: Olanda hayr vardır. Ama okuduklarımı kendi hayat deneyimimle ve görüşlerimle birleştirip her Pazar anlattığım yazılarım var. İşimle ilgili de kanunen zaten şeffaf olmak durumundayım. İtiraflık bir durumum hiç olmadı.

15-Bugünün konusu olan 2 kitabı nasıl temin edebiliriz?

Hem kitapçılarda hem internet sitelerinde hem de sesli kitap olarak tüm kitaplarım satışta.

16-En çok önereceğiniz kitap

Allah’ın kitabı.

17-Alternatif Eğitim örneği verdiniz, bu alanda okuduğunuz kitaplar?

Bilim Sanat Vakfı yıllık kataloğuna müracaat edebilirsiniz. Kitaplarla ilgili sorulara müsaadenizle toptan bir yanıt veriyorum:

Çok sayıda kitap önerisi istenmiş. Tek kitap, beş kitap sınırlaması yapmak istemem ama kendi okuma rutinimden ve bazı önerilerimden bahsedebilirim.

Ben kendimi seçici ama disiplinli bir okuyucu olarak tanımlarım. Genelde aynı anda birkaç kitap okurum. Bunlardan biri çoğu zaman dini alanda olur; kendimi bu konuya özellikle mecbur hissederim. İlgilendiğim bir başlık varsa, o alandaki uzman arkadaşlarıma da mutlaka danışırım. Çünkü okumak bazen tek başına değil, doğru insanlarla birlikte daha da zenginleşiyor. Okumayı belli bir zamana sıkıştırmam. Gün içindeki küçük boşlukları değerlendirmeyi severim, mesela sabah erken işe çıkmadan, gece herkes yattıktan sonra, ama en verimli olduğum zamanlar genelde uçak yolculukları, sık ve uzun seyahat ettiğim için orada hem okur hem de notlarımı yazarım. Benim için önemli olan süre değil, süreklilik. Okurken altını çizerim, mutlaka not alırım, çünkü okuma benim için pasif bir eylem değil; bir tür düşünme egzersizi. Zaten biraz da bu alışkanlık sayesinde yazmaya başladım. Blog yazıları derken zamanla kitaba dönüştü. Demek ki okunuyor ki, arkadaşlar hala yenilerini hazırlamam için teşvik ediyor. Diğer taraftan sadece kitap okumam. Makale okurum, rapor okurum, farklı sosyal medya içeriklerine bakarım. Çünkü inovasyon çoğu zaman farklı disiplinlerin kesiştiği yerde ortaya çıkar. Bu yüzden tek bir kitap ya da yazar önermekten ziyade şunu söylemeyi tercih ederim: İnsanın hayatının her döneminde farklı soruları olur. O soruların cevapları da farklı kitaplarda saklıdır. Ben klişe, bildiğim şeyleri tekrar eden kitapları pek sevmem. Yeni bir şey söyleyen, düşündüren, ufuk açan kitapları tercih ederim. Eğer bir üniversite öğrencisine tek bir tavsiye verecek olsam, şu olur: Sadece okumayın, okuduğunuz üzerine düşünün, tartışın ve not alın. Çünkü öğrenmek asıl, okumak ile değil; anlamlandırmak ile başlar. Güncel olarak okuduğum kitapları da merak edenler için; her pazar blogumda paylaşıyorum, oradan takip edebilirsiniz.

18-Medyadaki kötü algıyı nasıl yorumluyorsunuz? Ve gıda sektörüne nasıl bir şekilde yansıdığını düşünüyorsunuz?

Medyada kötü bir algı olduğunu düşünmüyorum. Bilhassa bitter çikolata hakkında çok teşvik edici makaleler var. Ayrıca kategoride yeni geliştirilen çeşitlerle protein, fiber, kolajen takviyeli ürünler ve düşük kalorili, küçük porsiyonlar çok takdir ediliyor. Ama eleştiri her işin parçası, bilhassa gıda hepimizin ortak konusu, doğal olarak daha fazla dikkat çeken, herkesin merak ettiği bir konu. Ama algıyla gerçek her zaman aynı şey değil.

Bizim yapmamız gereken, tartışmaların peşinden gitmek değil, işimizi doğru yapmak. Zaten bütün ülkelerde gıda resmi makamlarca kontrol ve regüle edilmektedir.

Şeffaf olmak, sorumluluk almak ve işimizi doğru yapmak ve anlatmak bizim görevimiz. Uzun vadede güven, algıyla değil, yapılan işle oluşur.

Yoksa çok troll var, art niyetli insan var, dikkat çekmek isteyen, bu istismarla para kazanmak isteyen var. Bilginin çok erişilebilir olduğu, kirli olduğu ve doğrulara ulaşmak için çaba harcamamız gerektiği bir dönemdeyiz. Onçin lafa bakmamalı, lafı kimin dediğine bakmalıyız. Ehliyetli, itibarlı birisi mi söylüyor, gerçek amacı ne olabilir?! “Lafı söyleyene bak, bir de söyletene bak.” demiş eskiler, elbet var bir sebep…

19-Servetinizi borçlu olduğunuz Türk halkına ne zaman İngiltere’de ürettiğiniz kalitede ürünler üreteceksiniz?

Açıkçası bu yaklaşımı doğru bulmuyorum. Bizim için mesele hangi ülkede üretildiği değil, her pazarda aynı kalite ve gıda güvenliği standartlarını sağlamaktır. Yıldız Holding olarak faaliyet gösterdiğimiz tüm ülkelerde o ülkenin regülasyonlarına uygun, uluslararası standartlarda üretim yapıyoruz. Ürünlerimiz marka vaatlerine uygun ve tüketici beğenisine yöneliktir. Her ülkenin tüketici beklentileri, damak tadı ve mevzuatı farklıdır. Bu nedenle ürün içerikleri pazara göre uyarlanır. Ama bu, kalite veya güvenlikten taviz verildiği anlamına gelmez. Bizim için esas olan; nerede olursa olsun tüketiciye güvenilir, kaliteli ve erişilebilir ürün sunmaktır.

Şimdi bir örnek üzerinden gidelim. Çizi bizim meşhur krakerimiz, 35 yaşını aşkın var olan bir markamız, ülkemizde çok satılır. Şimdi ihracat ile yurtdışına açılıyor. On yıl önce satın aldığımız, Carrs ise premium bir kraker markamız, 1830 yılından beri var. Şimdi kendine paye veren birisi kalkıp içindeki peynir tozu üzerinden eleştiride bulunuyor. Halbuki Çizi de Carrs da sadece ısırışı, ağızda dağılışı, lezzeti velhasıl tüketicimize hissettirdikleri açısından satın alınıp tüketiliyor. Perakende satış fiyatları arasındaki fark da birkaç kat!

Yani bu iki cins armudun kıyası, Ankara ve Deveci armudu gibi, tüketicimizin tercihlerine saygılıyız, tabii istediklerini tüketirler, çünkü Carrs krakerleri File Markette satılıyor zaten.

20-Murat Bey geldiğiniz için teşekkürler. Türk Halkı için sağlıklı ve içeriğinde palm yağı, glikoz şurubu, bal, şeker veya aroma verici ile herhangi katkı maddesi bulunmayan ürünler üretmeyi düşünüyor musunuz?

Ne dediğinizi anlamamakla birlikte, cevap vermeye çalışayım. Zira yağ, bal, şeker, aroma olmasın diyorsunuz, halbuki bunların hepsi doğaldır.

Tüketicilerimizin daha doğal ve sade içeriklere yönelik beklentilerini çok iyi anlıyoruz ve bu yönde sürekli çalışıyoruz. Ancak şunu da açıkça ifade etmek gerekir: Gıda üretimi yalnızca “katkı kullanmamak” meselesi değildir. Ürünlerin güvenli, raf ömrü uygun ve her zaman aynı kalitede olması için belirli bileşenler ve teknolojiler kullanılır. Kullandığımız tüm içerikler, Türkiye’de ve faaliyet gösterdiğimiz diğer ülkelerde yürürlükte olan mevzuata ve uluslararası gıda güvenliği standartlarına tamamen uygundur. Palm yağı, glikoz şurubu ya da aroma vericiler gibi bileşenler de bilimsel olarak güvenliği değerlendirilmiş ve kullanımı serbest içeriklerdir. Bununla birlikte, ürünlerimizi sürekli geliştiriyor, daha dengeli içerikler ve alternatif formülasyonlar üzerinde çalışıyoruz. Bizim için esas olan; tüketiciye hem güvenli hem kaliteli hem de lezzetli ürünler sunabilmektir.

Detaylandırırsak, palm yağı, yağlık hurma meyvesinden veya çekirdeğinden elde edilen yağdır ve kamuya zararlı olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Dünya halklarının neredeyse yarısı tüketir. Palm yağı haliyle kakao yağı gibi, zeytinyağı gibi mükemmel bir kompozisyona sahip değil fakat diyetinizde yerli yerince yağ bulunması şarttır; yeter ki doğru zamanda doğru miktarda tüketilsin. Palm yağı hakkındaki ilmi ve istatistiki olarak bir değeri olmayan bu tip iddialar bence halkı Müslüman olan Malezya ve Endonezya’da üretilip, ihraç edilmesi ve ülkelerin kalkınmasında çok faydalı oluşundandır. Glikoz dediğiniz, vücut şekeridir, zira yediğiniz tüm şeker ve karbonhidratlar daha ağzınızda iken tükürük bezi ile sindirime başlar ve glikoz molekülüne dönüşür, çünkü sadece glikoz molekülü kanda dolaşan şeker cinsidir. Bal zaten Hz. Resulün (SAS) de bahsettiği mübarek bir yiyecektir. Aroma olarak size en çok kullanılan vanilya bitkisini örnek verebilirim. Bu tamamen doğaldır, tropik bir orkidenin kurutulmuş meyvesidir. Tahiti’dedir çiftlikleri çoğunlukla…

Katkı maddelerine gelince, mesela tuz bile bir katkıdır, önce tanımında anlaşmamız gerek!

Katkı maddeleri hakkında konuşmak için öncelikle tanımdan başlayalım. Gıda katkı maddesi, tek başına gıda olarak tüketilmeyen ve genellikle bir gıdanın üretimi, işlenmesi, hazırlanması, ambalajlanması, taşınması veya depolanması sırasında belirli bir teknolojik amaçla kullanılan maddelerdir. Teknik bir ifadeyle, bir gıdaya doğrudan veya dolaylı olarak katılan ve o gıdanın tat, renk, kıvam, raf ömrü gibi özelliklerini değiştiren veya koruyan maddelerdir. Temel özellikleri; besleyici değildir, düşük miktarlarda kullanılır, belirli bir teknolojik işlevi vardır. Raf ömrünü uzatmak, renk vermek veya korumak, tat ve aroma geliştirmek, yapıyı düzenlemek, bozulmayı önlemek başlıca işlevleridir. Velhasıl gıda katkı maddeleri gıdanın güvenliğini, dayanıklılığını ve duyusal özelliklerini iyileştirmek amacıyla kontrollü şekilde kullanılan bileşenlerdir. Bu tanıma göre tuz ilk çağlardan beri kullanılan belki ilk katkı maddesidir; bal, çemen de böyledir.

Katkı maddelerinin kimyasal tanımlarının içeriklerde belirtilmesi bugün bizi endişeye sevk etmektedir. Ama cinsi ve kullanım oranlarına uyum tabii ki denetlenmektedir.

Ayrıca bugün biz modern ekipmanlarla, yüksek teknoloji ile tanımlanmış proseslerle, modifiye atmosferde, hijyenik şartlarla üretim yaparken katkı maddelerine pek az ihtiyaç duyuyoruz. Keza ürünlerin iyice anbalajlanması ve tedarik zincirinin iklim kontrollü ve kısa süreli oluşu da katkısız üretimler için bir imkan sağlamaktadır.

21- Öncelikle Murat Bey’e üniversitemize teşriflerinden ötürü teşekkür ediyorum. Türkiye’deki ürünlerinizde bindelik oranda çilek, muz gibi doğal içerikler bulunurken neden İngiltere’deki ürünlerde 45-50 kat daha fazlasını kullanıyorsunuz?

Müşterilerimiz velinimetimizdir. Her zaman haklıdırlar. Bununla birlikte bizim atıştırmalık ürünlerimizin reçeteleri tümüyle dengeli ve müşteri tercihine uygundur. Yani sandığınız gibi içerik farkının o mamulun kalitesiyle alakası yoktur. Bu ürünlerin orijinal içerikleridir. Bunları değiştiremeyiz. Zira o vakit sizin favori markanız değildir artık. Bu Siirt pilavının tavuk yerine kuzu etiyle yapılması gibi olur ki o artık aynı yemek değildir.

Bununla birlikte, ürünlerimizi sürekli geliştiriyor, daha dengeli içerikler ve alternatif formülasyonlar üzerinde çalışıyoruz. Bizim için esas olan; tüketiciye hem güvenli hem kaliteli hem de lezzetli ürünler sunabilmektir.

Murat Bey üniversitemize geldiğiniz için çok mutlu olduk devamını bekliyoruz. Ülker ürünlerinin bilindiği üzere tatları çok güzel acaba sebebi kullandığı ürünlerde sofra şekeri haricinde glikoz- fruktoz şurubu kullandığı için olabilir mi?

Ürünlerimizde fruktoz şurubu kullanmıyoruz. Lezzet meselesini tek bir bileşene indirgemek doğru değil. Bir ürünün tadı; kullanılan hammaddeden, üretim teknolojisine, reçeteden kalite kontrol süreçlerine kadar birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşur.

Glikoza gelince, bu şekerlemelerin kristallenmemesi için kullanılan sıvı bir şekerdir. Tıpkı evde reçel kaynatılırken sonunda üzerine limon sıkılması gibidir. Ekşi limon sofra şekerini kısmen glikoza dönüştürür. Şeker veya şekerli bir yiyecek tükettiğinizde daha ilk başta ağzınızda tükürükle başlayan sindirim esnasında glikoza dönüşür tüm sofra (pancar) şekeri, çünkü vücutta sofra şekeri bulunmaz zira sadece glikoz kanda dolaşabilir ve vücuda enerji sağlar.

Glikoz ve fruktoz şurubu gibi bileşenler, gıda endüstrisinde belirli fonksiyonlar için kullanılan ve güvenliği bilimsel olarak değerlendirilmiş içeriklerdir. Ancak bir ürünün lezzetini belirleyen tek unsur bunlar değildir. Bizim için önemli olan; tüketiciye güvenli, kaliteli ve her zaman aynı standartta ürün sunabilmektir. Lezzet dediğimiz şey de aslında bu bütünsel yaklaşımın bir sonucudur.

22- Merhaba Murat Bey, Üniversitemizi ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. Size sorum ürettiğiniz ürünlerde kullandığınız aroma vericileri Dubai’de ve İngiltere’de beyan ederken, Türkiye’deki etiketlerde neden beyan etmiyorsunuz?

Fark ülkelere özgü olan regülasyondan kaynaklanıyor. Kullandığımız tüm hammaddeler ve bileşenler hem Türkiye’de hem de faaliyet gösterdiğimiz diğer ülkelerde ilgili mevzuata ve uluslararası gıda güvenliği standartlarına uygundur. Tedarik süreçlerimizde kalite, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik temel kriterlerdir. Hammaddelerimizi hem Türkiye’den hem de dünyanın farklı bölgelerinden, alanında yetkin ve denetlenmiş tedarikçilerden sağlıyoruz. Bu süreçler sadece satın alma ile sınırlı değildir. Tedarikçiden üretime, üretimden son ürüne kadar tüm aşamalar kontrol ve denetim altındadır. Bizim için önemli olan; her aşamada aynı kaliteyi ve güvenliği sağlayabilmek. Dolayısıyla kullanılan bir bileşenin nereden geldiğinden ziyade, hangi standartlarda üretildiği ve nasıl denetlendiği belirleyicidir.

Gıda konusu, doğal olarak herkesin hassas olduğu bir alan. Bu yüzden soruların artmasını da, sorgulamanın güçlenmesini de çok kıymetli buluyorum. Bizim yaklaşımımız gayet net: Gıda güvenliği bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ve bu zorunluluk sadece mevzuatla sınırlı değildir. Elbette tüm ürünlerimiz yürürlükteki düzenlemelere ve uluslararası standartlara uygundur. Ama biz işi sadece mevzuata uygunluk olarak görmeyiz. Bilimsel verileri, teknolojik gereklilikleri ve tüketici beklentilerini birlikte değerlendiririz. Gıda üretimi dışarıdan göründüğü kadar basit bir iş değil. Bir ürünün raf ömrü, güvenliği, lezzeti ve sürdürülebilirliği; kullanılan hammaddeden üretim sürecine kadar birçok değişkenin bir araya gelmesiyle oluşur. Palm yağı, şeker türleri ya da aroma vericiler gibi başlıklar bu bütünün içindeki teknik tercihlerdir. Her biri ürünün amacı ve kullanım alanına göre değerlendirilir. Diğer taraftan şunu da açıkça söylemek isterim: Tüketici beklentisi değişiyor, biz de bunu yakından takip ediyoruz. Daha dengeli içerikler, alternatif ürünler ve yeni formülasyonlar üzerinde sürekli çalışıyoruz. Şeker, tuz ve yağ azaltımı gibi konular bizim için gündemin bir parçası değil, uzun vadeli bir sorumluluk alanıdır. Aynı şekilde, hammaddede yerli üretimi desteklemek, tedarik zincirini güçlendirmek ve sürdürülebilirliği artırmak da önceliklerimiz arasında. Sonuçta mesele şu: Bizim işimiz sadece ürün üretmek değil… Güven üretmek. Ve bu güveni de ancak şeffaflıkla, bilimle ve sürekli gelişimle sağlayabilirsiniz.


Murat Ülker yazdı: 'LEGO sadece LEGO değildir'

Murat Ülker kaleme aldı: MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 'yazar kimliği'

Murat Ülker kriz yönetimine vurgu yaptı: Nakit akışı şirketin nefesi


مشاركة:

مقالات ذات صلة

AI
يا هلا! اسألني أي شي 🎤