AnasayfaDüşünce GünlüğüBM Temsilcisi Hector Gomez anlattı: İspanya, aykırı siyasetinin bedelini ödüyorBM Temsilcisi Hector Gomez anlattı: İspanya, aykırı siyasetinin bedelini ödüyor04:00, 25/08/2026, SalıYeni ŞafakYeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.“Avrupa’da aşırı sağ eğilimin giderek daha belirgin hale geldiğine şüphe yok. İspanya’nın ise NATO harcamaları, Gazze ve İran başta olmak üzere bazı jeopolitik meselelerde benimsediği tutum nedeniyle açıkça cezalandırıldığı görülmektedir.”Dr. Canan Tercan/İstanbul Aydın Üniversitesiİspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in uluslararası hukuk ve insan hakları odaklı dış politikası nedeniyle küresel güçlerin baskısına maruz kaldığı iddiaları tartışılırken, geçtiğimiz günlerde bu iddiayı kuvvetlendiren bir göç krizi yaşandı. Krizde hızlıca aksiyon almasına rağmen Sanchez’in üzerindeki baskının bittiği söylenemez. Takvimler 30 Temmuz’u gösterdiğinde, ABD Başkanı Donald Trump, Gazze Barış Planı’na dair açıklamalarda bulunarak, İsrail’in Gazze’den çıkacağını işaret etti. Aralarındaki güç birliğini temsil eden “İbrahim Anlaşması” sebebiyle İsrail’in vekil gücü olmakla itham edilen Fas’tan, harekete geçen devasa göçmen akını, açıklama akabinde, İspanya’nın Kuzey Afrika’daki özerk toprağı Ceuta’ya ulaştı. Sanchez hükümeti alarma geçti ve göçmenler, saatler içerisinde, geri gönderildi. Yağmaların da olduğu krizde bilanço ağır. Sadece, 18,5 km olan Ceuta’ya son rakamlara göre 80 bin civarı göçmen geldi ve 100’e yakını denizi aşmaya çalışırken yaşamını yitirdi. Fizik kapasitenin üzerindeki göç dalgası, idari personeli de alarma geçirdi, yaklaşık 6000 kişi sağlık merkezlerinde tedaviye alındı, güvenlik güçleri seferber oldu, gıda ulaşımda sıkıntılar çıktı, küçük şehir Ceuta’da yaşam felç oldu ve on binlerce göçmenin barınma ve hijyenden yoksun olduğu krizde, sığınma merkez limitlerini aşan yaklaşık 3000 refakatsiz çocuk tespit edildi. Dahası; salgın hastalık, çevre kirliliği ve protestolar da İspanya’nın gündemine girdi. AB’DEN DİPLOMATİK TAARRUZ İspanya bu krizi yönetmeye çalışırken, müttefik AB ülkeleri ise yeni bir kriz çıkarttı. Beklenenin aksine, Avrupa başkentlerinden ortak eylem planı yerine, İspanya’ya ortak siyasi izolasyon uygulandı. Tartışma, Ceuta’dan Brüksel’e, Madrid’den Roma’ya taşındı. İspanya’ya karşı, AB’nin 22 üyesi Schengen’i sorgulayan diplomatik bir taarruz başlattı. İtalya, güvenlik gerekçesiyle, İspanya ile arasındaki Schengen anlaşmasını geçici olarak askıya aldı; bu karara tepkili İspanya da aynı şekilde karşılık verdi. Yaşananlar, Avrupa’nın sözde “demokratik” atmosferinde, “aykırı” ve insan merkezli siyasetle hareket eden İspanya’nın kaygan bir zeminde durduğunun göstergesi. Çok kritik gelişmeleri tam merkezde yer alan bir isimle görüştüm: İspanya Başbakanı Pedro Sánchez kabinesinde yer alan ve Sanchez’e yakınlığı ile bilinen Hector Gomez. Gomez, İspanya’nın, Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı iken, özellikle 7 Ekim sonrası başlayan Filistin soykırımını uluslararası düzleme taşıyıp, işgale karşı BM’de tutum geliştirmesi için, Sanchez tarafından, BM’ye İspanya Daimi Temsilcisi olarak gönderilen özel bürokrat. Hector Gomez’e Ceuta krizini, Avrupa’nın tutumunu ve İspanya’nın Gazze politikasının dış ilişkilerine etkisini sordum. Öncelikle BM Daimi Temsilcisi Gomez’in görüşlerine yer verelim ardından meseleyi mercek altına alalım. “İSPANYA AÇIKÇA CEZALANDIRILIYOR”“Ne yazık ki İspanya’ya düzensiz göç ile ilgili bu sorun münferit bir olay değildir, Afrika’dan İspanya’ya yönelik göç de yeni bir olgu değildir; Kanarya Adaları, Balear Adaları, Ceuta ve Melilla bu göç hareketlerinden düzenli olarak etkilenmektedir. Ceuta’da yaşananlarla ilgili olarak İspanyol Hükümeti’nin tutumu son derece nettir. Ancak, Avrupa Birliği ülkeleri bir kez daha bu meseleyi siyasallaştırmış ve böylece Avrupa projesini zayıflatmıştır. Eğer bu durum Fas ile İspanya arasında bir çatışmaya dönüştürülmek isteniyorsa, bu sorunu çözmeyecektir. Zira, Fas da diğer Afrika ülkelerinden gelen göç baskısıyla karşı karşıyadır. Meseleyi farklı yönden ele alıp, göçün iş gücü piyasası üzerindeki olumlu etkilerini analiz edersek, belki de tartışmanın yönü değişebilir. Asıl ve ciddi hata, düzensiz göç akışlarının gerçekleştiği kanallarda, kaynak ülkelerde atılması gereken adımlarda ve sınır yönetiminde yatıyor. Denizlerde çok fazla insan hayatını kaybediyor ve göçmenleri sömüren suç şebekeleri büyük ölçüde cezasız kalıyor. En ciddi başarısızlık da burada; en büyük sınav da burada devam ediyor. Bunu ancak siyasi liderlik yoluyla ele alabiliriz. Seçim hesaplarının, insan haklarına verilmesi gereken önceliğin önüne geçmesine izin verilmemelidir. Öte yandan, Avrupa’da aşırı sağ eğilimin giderek daha belirgin hale geldiğine şüphe yok. İspanya’nın ise NATO harcamaları, Gazze ve İran başta olmak üzere bazı jeopolitik meselelerde benimsediği tutum nedeniyle açıkça cezalandırıldığı görülmektedir. Gazze konusunda ise İspanya, Filistin’in tanınması yönündeki çabalara hem Avrupa’da hem de Avrupa dışında öncülük etti ve her zaman insani boyuta, özellikle de Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) çalışmalarına öncelik verdi. İspanya, Filistin Devleti’ni 28 Mayıs 2024’te resmen tanıdı ve UNRWA’nın hayati insani rolünü vurgulamayı sürdürdü. İspanya’nın uluslararası çatışmalardaki tutumu, sürekli olarak savaşa karşı çıkmak ve diyaloğu desteklemek yönünde olmuştur. Bu yaklaşım İran konusunda da geçerlidir. İspanya, ABD’nin Rota ve Morón askeri üslerini savaş amacıyla kullanmasına izin vermeyi reddetmiştir. Kamuoyu İspanya’nın cesaretini takdir ediyor; ancak bu tutum aynı zamanda büyük güçlerin tepkilerine de yol açıyor. NATO bunun belki de en açık örneğidir.” BM Daimi Temsilcisi Gomez, Sanchez yönetimindeki İspanya dış politikasının, insan hakları üzerine temellendiğini ve bu sebeple küresel güçler tarafından zor duruma düşürüldüğünü ifade ediyor. Elbette ki, küresel elitlere direnen tüm aktörlere olduğu gibi Sanchez’e de güçlü operasyonlar yapıldı. Hükümetine karşı organize edilen kitlesel protestolar, oluşturulmaya çalışılan davalar, ülkeye ticari yaptırım tehditleri ve göç krizleri bunlardan bazıları. Ancak Sanchez beklenenden çok daha güçlü çıktı. Soğuk kanlı ve emin duruşuyla, Batı’ya uyumlu aynı zamanda insan haklarını da önceleyen siyasetine devam ederek iktidarını korudu. TARTIŞILMASI GEREKEN ASIL MESELEBenzer siyasi tutumu benimseyen pek çok lider bunu başaramadı mesela, İsrail’e rağmen, Filistin’i devlet olarak tanıyan, Sanchez’e de yakın bir isim, Slovenya eski Başbakanı Robert Golob. Golob, İsrail’in Black Cube operasyonu ile şaibeli seçimler sonucu başbakanlıktan alındı ve durumu AB’ye bildirdi ancak beklenildiği üzere AB sesiz kaldı. Bunları yazıyorum çünkü karşımızda iki temel konu var bunlara değineceğim; İlki üzerinde çok konuşacağımız bir konu AB’ye güven ve birlik içindeki eleme. Diğeri ise, Sanchez İspanya’sına baskılar. Ceuta, Avrupa dayanışmasının, “dayanışmaması” olarak tarihe geçti. Von der Leyen Avrupa’sı kopuk ve ilkelere mesafeli. Sanchez, destek yerine ötekileştirme gördüğü Ceuta krizinde, AB’ye dayanışma çağrısı yaparken 2021-2026 arasında İtalya’daki düzensiz girişlerin İspanya’nın neredeyse iki katı olduğunu vurguladı. İspanya’ya göre mesele, Madrid’i cezalandırmak değil, ortak Avrupa sınır politikasını birlikte işletmek olmalıydı. Zira Avrupa sınırı ortaktı ve İspanya’yı Schengen’den tecrit için ortaya sundukları gerekçe ve suçlama tamamen geçersizdi. Şöyle ki: İspanya’nın Afrika’daki şehri Ceuta, Schengen bölgesi dışında yani buradan AB’ye kimliksiz göç mümkün değil. Yani Ceuta krizi sebebi ile Schengen’in İspanya’ya kapıyı kapatması rasyonel değil. İkinci konu ise suçlama. Krizde, bazı liderler Sanchez’i geçmişe yönelik çıkartılan göçmen yasası ile suçladılar. Bu yasa “2025 ve öncesinde ülkeye giren” ve çalışmakta olan göçmenleri, sisteme entegre ve vergilendirme üzerine yapılanan, “geçmişe yönelik bir yasa”. Yani, göçe kapı açan bir yasa değil. Dahası, birçok AB ülkeleri iş gücü ihtiyacına yönelik göçmen kabul programları ile göçmenlere kapılarını açıyorlar, İspanya ise sınırlarını kapalı tutuyor ve var olanları eleyerek, sisteme ekliyor. Sözün özü, iddialar gerçekçi ve tutarlı değil, İspanya’nın bu baskılarla karşılaşmasının sebebi, göç krizlerinden ziyade, Başkan Sanchez’in dış politikası. BATI İSPANYA’NIN İPİNİ Mİ ÇEKİYOR? Diğer taraftan, BM temsilcisi Gomez’in vurguladığı insani boyuta da değinmek gerekir. AB’ye denizden gelen düzensiz göçmenlerin yaşam mücadelesini yıllarca ekranlardan izledik. Akıllara kazınan sahne ise, Yunan sahil güvenliği tarafından, denizdeki göçmen botlarının patlatması ve ölüme terk edilmeleri oldu. Bugün AB’nin diğer sınırı İspanya ise bu tutumu değiştirdi ve krize insani boyutla yaklaşarak yaklaşık 6000 düzensiz göçmeni tedavi etti. Sanchez, düzensiz göçün insan hakları çerçevesinde yönetilmesini istiyor. Bu bakış açısıyla, Hector Gomez’in açıklamaları da özellikle göçmenlerin hayat mücadelesini vurguluyor. Sánchez’in göç politikası net; insan haklarını gözeterek, düzensiz göçün karşısında durmak. Gomez’in açıklamasının en güçlü tarafı da burada, sınır güvenliği kadar, göçmenlerin hayatı, insan kaçakçılığı ve kaynak ülkeler de Avrupa’nın sorumluluğu olmalı. Gelelim diğer konuya, Sanchez’e yapılan baskı, sadece göç mü? Gerçek sorun göçten daha büyük; Ceuta egemenliği. Ceuta nüfusu 83 bin civarı, iki günde gelen göçmen 80 bin ve bu sadece ilk dalgaydı. Yönetilemeseydi devamı da gelirdi. AB, güvenlik birimlerini yönlendirmedi sessizce izledi ve yavaşça AB’den İspanya’yı elemeye yöneldi. İsrail toprağın Fas’a ait olduğunu uluslararası kamuoyunda iddia etti. Bunlar hayatın olağan akışına ve AB anlaşmalarına ters o halde devrede bir plan var. FAS ÜZERİNDEN TEHDİTCeuta göç krizi 30 Temmuz’da, Gazze Barış Planı’nın ikinci aşamasına geçiş kararı üzerine patlak verdi. İsrail’in tepkisini BM Daimi Temsilcisi Danny Danon kamuoyuna iletti: “İsrail’e ders verme fırsatını hiç kaçırmayan İspanya, göç politikasına ilişkin krizin ardından Ceuta olağanüstü hâl ilan etti. Belki de bize ders vermeye devam etmeden önce, Afrika’da hâlâ sömürge kalıntısı enklavlar bulundurmasının nedenini dünyaya açıklamasının zamanı gelmiştir.” İsrailli bürokrat, Ceuta topraklarının Fas’a ait olduğunu iddia ederek, İspanya’nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini Fas üzerinden tehdit etti. Bu durum İsrail’in işgal ettiği Gazze topraklarından çıkarılma kararının, İspanya’ya faturası olarak görüldü. Ceuta İspanya toprağı ancak, Fas yıllardır egemenlik iddiasında bulunuyor. 30 Temmuz sonrasında bu iddia İsrail tarafından gündeme gelince, olay tehlikeli bir boyuta taşındı. İsrail’in demografik işgal planını hatırlayalım, dünyada buna benzer yöntemler toprak işgali için sıkça uygulanıyor. Örneğin; devasa göç akını sonrası yeni yerleşimcilerin bağımsızlık iddiası ve “uluslararası kamuoyunda” bu yeni yerleşimcilere destek verilmesi; dahası demografik çoğunluğu ele geçirilen bölgede yerel bağımsızlık oylamaları ile kendi kaderini tayin hakkı ve sonrasında “Batı”nın demokrasi ve “özgürlük” baskısı ile resmi devlete yaptırımlar; ve bazen de silahlı grupları devreye sokarak, devlete karşı isyanı teşvik etmek ve teröristleri özgürlük savaşçıları olarak göstermek gibi olaylar bu göç akımlarıyla başlıyor. Ceuta’da ise zemin hazırlanmış gibi duruyor, İsrail ilk söylemi de yapmış, “sözde sömürgeden ‘özgürlük”’. Bir anda, 18 km ve 83 bin nüfuslu şehre, 80 bin kişinin gelmesinin arkasında kimler vardı ve bu olay hangi plana hizmet etti? Dahası AB İspanya’yı neden asılsız bahanelerle aniden birlikten elemeye çalıştı? Birlik neden orda yoktu? Sorun göç değil, İspanya’nın ipi kolektif ülkeler tarafından çekilmeye çalışıldı. Konu uzmanları da ağırlıklı olarak, İsrail’in Fas ile ortak hareket ederek, göçmenleri Ceuta’ya gönderdiği ve dahası, AB üyesi olan müttefiklerini de devreye sokarak, krizi İspanya’yı AB’den uzaklaştırma aracı olarak kullandığı yorumuna ağırlık veriyorlar. BM İspanya Daimi Temsilcisi Gomez’in sözleri de bu iddialara ışık tutuyor. İSRAİL DÜĞMEYE BASTIÖzetle, İsrail Ceuta’da düğmeye bastı ve üç hamle birden yaptı: Fas üzerinden göç akını ile; Sanchez yönetimini sıkıştırdı, İspanyolları da kışkırttı; Ceuta için egemenlik konusunu açtı ve bunu uluslararası düzleme taşıyarak ülkenin bütünlüğünü tehdit etti; üstüne bir de AB içinde İspanya’yı yalnızlaştırdı. AB’ye gelince, ilkelerinden uzaklaştığı ve ivme kaybettiği açık. AB çatırdıyor, 2 günlük göç dalgasını yönetemedi/yönetmedi. Avrupa’da bütünleşme yerine ülkelerin kendi sınırları ve politikaları belirginleşiyor. AB yönetiminin birliği muhafaza etme ve ortak karar almada zayıflaması, onu BM gibi giderek daha sembolik bir çizgiye doğru itiyor. Birliğin gücü, krize müdahalesi ile ölçülür, Ceuta bu anlamda önemli bir işaret oldu. Avrupa’nın göçten daha büyük sorunu ortak tutum geliştirememektir. Dahası, üyelerine destek vermede yetersiz kalan birlikte, ülkelerin alternatif güçlerle yakınlaşıp siyasi çemberlerini genişletmesi beklenir. Yunanistan’ın AB ortak kararı dışına çıkıp, Rusya ambargosuna uymaktan kaçınması da bunun örneği. Bütünleşemeyen ticaret ve güvenlik noktalarında güven vermeyen yeni AB’de ayrışma ve alternatif arayışlar giderek daha görünür olmaya başlayacaktır. Başlıklar :ispanyapolitikaBirleşmiş Milletler
المصدر: Yeni Şafak
| Source: Yeni Şafak