... | 🕐 --:--
-- -- --
عاجل
⚡ عاجل: كريستيانو رونالدو يُتوّج كأفضل لاعب كرة قدم في العالم ⚡ أخبار عاجلة تتابعونها لحظة بلحظة على خبر ⚡ تابعوا آخر المستجدات والأحداث من حول العالم
⌘K
AI مباشر
251269 مقال 299 مصدر نشط 38 قناة مباشرة 6272 خبر اليوم
آخر تحديث: منذ 4 ثواني

Körfez ülkelerinde değişen güvenlik arayışı

العالم
Yeni Şafak
2026/04/24 - 04:00 501 مشاهدة

Dr. Sibel Bülbül Pehlivan - Uluslararası İlişkiler Uzmanı


Körfez bölgesi, uzun yıllar boyunca dış güvenlik garantileri, enerji zenginliği ve stratejik ittifaklar sayesinde istikrarlı bir jeopolitik alan olarak sunuldu. Ancak son yıllarda art arda yaşanan bölgesel krizler, füze ve İHA saldırıları, vekil aktörlerin artan etkisi ve büyük güç rekabetinin sertleşmesi, bu istikrar algısının ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Bugün Körfez ülkeleri yalnızca dış tehditlerle değil, aynı zamanda mevcut güvenlik anlayışlarının yeterliliği sorusuyla da karşı karşıya. Bu nedenle bölgede yaşanan dönüşüm, sadece askerî tedbirlerin artması değil; güvenliğin kaynağına, kapsamına ve geleceğine dair daha derin bir yeniden düşünme sürecini ifade ediyor.

AMERİKAN GÜVENLİK MİMARİSİ KÖRFEZİ KORUYAMADI

Tam da burada Körfez açısından asıl mesele, yalnızca “Bugün saldırı var mı yok mu?” sorusu değil. Daha derin bir soru: “Bölgedeki devletler, gerçekten korunduklarına inanıyor mu?” Çünkü İran saldırıları ve bölgesel gerilim sonrasında Körfez ülkeleri, ABD’nin askerî varlığının, üs ağının, gelişmiş silah sistemlerinin ve uzun yıllardır kurduğu güvenlik mimarisinin her durumda otomatik koruma sağlamadığını daha açık biçimde görmüş oldu. Bu durum, Körfez başkentlerinde yalnızca güvenlik kaygısını değil, aynı zamanda stratejik bir zihniyet değişimini de tetikledi.

Uzun süre boyunca Körfez güvenlik düzeni büyük ölçüde şu varsayıma dayanıyordu: ABD bölgede olduğu sürece rejim güvenliği, enerji altyapısı, ticaret hatları ve kritik tesisler korunur. Fakat son dönemde yaşanan saldırılar, füze ve İHA tehditleri, vekil güçlerin yaygın etkisi ve bölgesel gerilimin farklı ülkelere sıçrama potansiyeli, bu varsayımın artık eskisi kadar güçlü olmadığını gösterdi. Körfez ülkeleri için sorun, sadece ABD’nin askerî kapasitesinin büyüklüğü değil; bu kapasitenin ne zaman, hangi ölçüde ve kimin için devreye gireceği sorusudur.

YENİ BİR ARAYIŞ BAŞLADI

Bu nedenle Körfez ülkeleri yeni bir gerçekle yüzleşmeye başladı: Büyük güçle yakın ittifak kurmak, otomatik olarak tam güvenlik garantisi üretmiyor. ABD üsleri, silah anlaşmaları, enerji ortaklıkları ve savunma iş birlikleri elbette caydırıcılık sağlıyor; ancak bölgedeki yeni çatışma biçimi klasik devletler arası savaş mantığıyla ilerlemiyor. Bugünün tehdidi; vekil aktörler, düşük yoğunluklu saldırılar, altyapıyı hedef alan asimetrik hamleler, enerji güvenliğini bozan baskılar ve psikolojik caydırıcılığı aşındıran çok katmanlı krizler üzerinden şekilleniyor. Tam da bu yüzden Körfez ülkeleri, yalnızca daha fazla silah almanın değil, daha esnek ve çok katmanlı bir güvenlik anlayışı geliştirmenin peşine düşüyor.

Bu yeni arayışın birkaç boyutu var. Birincisi, Körfez ülkeleri artık güvenliği sadece Washington merkezli bir şemsiye içinde değil, daha çok yönlü diplomatik ilişkiler üzerinden kurmaya çalışıyor. Yani aynı anda ABD ile ilişkisini sürdürürken, bölgesel tansiyonu düşürecek diyalog kanalları açma, komşularla doğrudan temas kurma ve krizleri vekil çatışmaya dönüşmeden yönetme eğilimi güçleniyor. İkincisi, savunmanın sadece dışarıdan ithal edilen sistemlerle değil, yerli kapasite, ortak bölgesel koordinasyon, hava savunma entegrasyonu ve kritik altyapı koruması üzerinden yeniden düşünülmesi gerekiyor. Üçüncüsü ise güvenlik kavramının artık yalnızca askerî değil; enerji, ticaret, limanlar, dijital altyapı, kamu düzeni ve toplumsal istikrar başlıklarıyla birlikte ele alınması zorunlu hâle geliyor.

TEK SÜTUNLU DEĞİL ÇOK KATMANLI GÜVENLİK MİMARİSİ

Burada çok önemli bir kırılma noktası var: Körfez ülkeleri, ABD ile ittifakı tamamen terk etmiyor fakat onu artık tek sütunlu bir güvenlik modeli olarak da görmüyor. Başka bir ifadeyle mesele, “ABD var mı yok mu?” meselesi değil; “ABD olsa bile bu yeterli mi?” sorusuna dönüşmüş durumda. Bu da Körfez’i yeni denge arayışlarına itiyor. Daha dengeli dış politika, daha fazla bölgesel diplomasi, doğrudan çatışmadan kaçınma, kriz yayılımını sınırlama ve dış güvenlik garantisini iç dayanıklılıkla tamamlama çabası bu yüzden öne çıkıyor.

Sonuç olarak Körfez için bugün yaşanan mesele, sadece İran-İsrail geriliminin sıcak etkileri değil. Daha büyük mesele, bu gerilimin Körfez güvenlik zihniyetini değiştirmesidir. Bölge ülkeleri, ABD’nin askerî gücünün büyüklüğünü inkâr etmiyor fakat bu gücün her türlü tehdidi bertaraf etmeye yetmediğini, özellikle de vekil savaşları ve dağınık saldırılar karşısında sınırlı kaldığını daha net görüyor. Bu farkındalık da onları yeni arayışlara itiyor.

Dolayısıyla Körfez’de yeni dönem, mutlak koruma beklentisinin zayıfladığı; çok taraflı dengelemenin, bölgesel diyaloğun, savunma çeşitlendirmesinin ve iç dayanıklılığın daha fazla önem kazandığı bir dönem olacaktır. Bugün mesele sadece “kim daha güçlü?” sorusu değildir. Asıl mesele, kimin daha esnek, daha hazırlıklı ve daha çok katmanlı bir güvenlik mimarisi kurabildiğidir. Körfez ülkeleri de artık tam olarak bu soruya cevap aramaktadır.

مشاركة:

مقالات ذات صلة

AI
يا هلا! اسألني أي شي 🎤